Futbolun kanlı tarihi

Hatırlanacak olursa Uruguaylı Luis Suarez’in İtalyan milli takımının yıldız stoperi Chiellini’yi omuzundan ısırması, uzunca bir süre gündemi işgal etmişti. Fakat futbolun çirkin geçmişiyle kıyaslandığında bu ısırık, sivrisinek sokması ile eş değer. Zira futbolun erken dönem tarihinde kan kırmızı sayfaların sayısı bir hayli fazla. Yenilen düşmanların kafalarıyla yapılan vuruşlardan bıçaklamalara, oyuncuların acımasızca tekmelenmesine, toplu kavgalara ve kırık kemiklere kadar futbol, 16. yy.’ın meşhur İngiliz diplomatlarından Thomas Elyot’un da dediği gibi uzunca bir süre “Canavarca öfke ve aşırı şiddetten ibaret” bir oyun olarak kaldı.

KESİK KAFALARLA FUTBOL OYNAMAK

Şöhreti İngiltere sınırlarını aşan tiyatro yazarı John Webster’in Türkçemize Ak Şeytan diye çevrilen The White Divel adlı trajedi oyununda “Vahşi İrlandalılar gibi kafanla futbol oynayana kadar seni asla ölü düşünmeyeceğim” sözü, bizlere 17. Asırda futbolun nasıl görüldüğü hakkında önemli bir izlek veriyor.

Fransız Devrimi’nin kanlı ikliminde, Kingston’lı bazı vatandaşlar ilginç bir maç organize ettiler. Maç devam ederken olay yerine gelen kolluk kuvvetleri gördüğü şey karşısında şok olup, bütün oyuncuları karga tulumba mahkemenin karşısına çıkarttı. Devrim taraftarlarının, devrim karşıtlarını öldürüp kopardıkları kafalarıyla maç yapanların mahkemedeki savunmaları bunun bölgelerinde eski bir Viking adeti olduğu ve suç olduğunu bilmedikleri yönündeydi. Yargıç, Kingstonlu futbolcularının oynadığı maçın “çok eski bir gelenek” olduğunu kabul etti ve onları beraat ettirdi. Futbolun tarihi hakkında elinize alacağınız hemen hemen her kitapta okuyacağınız bu hikaye elbette bir efsane. Ancak İngiliz İç Savaşı’nın arifesinde Dorchester’da bir Katolik misyonerle, rahip arasında yaşananlar tarihi gerçek…

Misyonere saldıran rahip onu paramparça etti. Çıktığı mahkemede rahip, giyotin cezasına çarptırıldı. Fakat asıl olaylar bundan sonra başladı. Rahibin giyotinle gövdesinden ayrılan kafası, orada bekleyen kalabalık tarafından ele geçirildi ve birkaç saat boyunca futbol topu olarak kullanıldı. Futboldan sıkılanlar, rahibin tanınmaz hale gelen gözlerine, kulaklarına, burnuna ve ağzına sopalar sokup cesedin yakınına gömdüler.

ÖLÜMLER VE AĞIR YARALANMALAR

Adli tıp tarihçilerinin araştırmaları bizlere futbolcuların nasıl öldürüldüğünü anlatmak için güvenilir kaynaklar sunuyor. Tarihçilerin ortaya koyduğu gerçek şudur ki çoğu futbolcu talihsizlik sonucu öldü. Olayları “kaza” olarak çerçevelemek, oyuncuların ilgili riskleri bildiğini gösteriyor. Yine de bazı durumlarda futbolcuların açıkça öldürüldüğü anlaşılıyor. Tarih boyunca belki oyunun hararetinden, belki de uzun süredir devam eden tartışmaları çözmek için futbolu kılıf olarak kullanarak pek çok futbolcu öldürüldü.

Eldeki kaynaklar futbolcuların göğsüne yumruk atıldığını, silahla vurulduğunu ve kafasına ölümcül darbeler indirildiği gibi kayıtlarla dolu. 16. yy.’a ait bir kayıtta bir futbol maçında rakibinin burnu ve yüzü yarım kiloluk bir taşla ezen bir savunma oyuncusundan bahsediliyor. Bir diğer kayıtta ise kendisine sert müdahalede bulunan oyuncuyu kolundan bıçaklandığı ve bıçaklanan topçunun ertesi hafta enfeksiyondan öldüğü bildiriliyor.

16. yy. sonlarında İngiltere’de meydana gelen bir b olay ise diğerlerinden çok daha ilginç bir ölümü haber veriyor. Büyücülükle bağlantılı olduğu iddia edilen olayda Berkshirelı yaşlı Brian Gunter’ın hançeriyle iki savunma oyuncusunun kafatası parçaladığını öğreniyoruz. Gunter’in saldırısına uğrayan şansız topçular iki hafta içinde öldü.

O sıralarda İngiltere’de var olan çeşitli mahkemelerin günlük işlerinin bir parçasını teşkil eden tutanaklar, aynı zamanda futbolun tehlikeleri hakkında da çok şey ortaya koyuyor. Örneğin 25 Şubat 1582’de Essex’teki bir maçta hücum oyuncusu, rakip takımın kalecisiyle şiddetli bir şekilde çarpıştı ve çarpışmanın tesiriyle kaleci bayıldı. Zar zor kendine getirilen şansız kaleci o gece öldü. 17. yy.’da Londra civarında oynanan bir başka maçta ise oyun sırasında göğsüne aldığı darbeden dolayı bayılan aristokrat, üç ay yatalak kaldıktan sonra öldü.

FUTBOL’UN KANLI YÜZÜ

1579 civarında, Cambridge Üniversitesi öğrencileri ile Chestertonlu futbolcular karşı karşıya geldi. Üniversite talebeleri maçı önde götürürken Chestertonlu oyuncular sahanın yanında bulunduğu kilisenin verandasına sakladıkları sopalarla öğrencilere saldırdı. Maçı izlemeye gelen Cambridge Üniversitesi akademisyenleri polis memurlarına olayları bastırmaları için yalvarmaları cevapsız kaldı. Hatta polis Chestertonluların lehine tezahüratta bulunarak olayların daha da büyümesine sebep oldu. Şükür ki gençler ağır şekilde dayak yemişlerse de olay yerinden koşarak hayatlarını kurtulmayı bildiler. Bu arada Orta Çağ Oxford’unda, High Street’te top oynayan bir öğrencinin İrlandalı öğrenciler tarafından saldırıya uğradığı ve öldürüldüğü bildirildi. Ülkenin futbol kavgalarıyla kaynadığı dönemde 400’e yakın topçunun, maçlarda çıkan kavgalardan dolayı öldüğü kabul ediliyor.

14. yüzyılda kayda geçen bir başka olayda ise oluklar arasında sıkışan futbol topunu almak için pencereden dışarıya çıkan talihsiz adam, ayağının kaymasıyla düştü ve öldü.

Ocak 1635’te bir Pazar günü Gainsborough yakınlarındaki donmuş Trent Nehri’nde oyun oynayan çocuklar da aynı derecede talihsizdi. Maç oynayan çocuklar arasında patlak veren bir itişme sırasında buzlar aniden kırıldı ve toplam sekiz çocuk boğularak can verdi. Dönemin bağnaz ahlakçı filozoflarından Henry Burton, bu olayı “Tanrı’nın Şabat’ı bozanlara karşı verdiği bir ceza” olarak nitelendirdi.

15. yüzyılda adı bilinmeyen bir yazar, futbolu daha önce gördüklerinden “daha yaygın, onursuz ve değersiz” olmakla suçladı. Elizabeth Dönemi’nin ve sonrasında dünyanın en ünlü sahaflarından olan Philip Stubbes ise “iyi egzersiz yapmış bir vücut, kırık bir kaval kemiği veya kırık bir bacakla pek işe yaramaz” diyerek futbolu “salakların sporu” olarak tanımladı ve futbolun bir oyun ya da eğlenceden ziyade “dostça gerçekleştirilmiş cinayet” olduğunu iddia etti.

Aynı şey günümüz futbolu için de söylenebilir mi? Neyse ki artık futbolun kuralları ve bu kuralları tam olmasa da uygulayan yetkili mercileri. Ancak Luis Suarez ve çağdaşlarının bize sürekli hatırlattığı gibi futbol yine de şiddetli bir galibiyet serisini sürdürüyor. Ne diyelim Allah’tan hakemler var…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir